Jan 8

Pantone‘un bu yıl için belirlediği renk Orkide rengi, yani fuşyanın pembeye değil, mora kaçan tarafı.

Mor benim en sevmediğim renktir. Patlıcan moru, mürdüm, lavanta gibi tonları ok ama özellikle ton açıldıkça hiç tahammül edilemez bir hal alır benim için. Lila rengine baktıkça midem bulanır. Dolayısı ile bu senenin rengi için söyleyebileceğim tek şey; iyi ki daha da mor seçmemişler.

Ama belli de olmaz, nasıl ki 15 sene önce vatkalı ceketlere ve büyük güneş gözlüklerine bir tarafımızla gülüyorduk ama yeniden moda olunca her yerde göre göre normal gelmeye başladı. Belki her yerde göre göre alışıp bir şekilde moru sevmeye başlarım. Şurada 3-5 sene öncesine kadar sarıyı da hiç sevmezdim, mor kadar olmasa da pek tercih ettiğim bir renk değildi. Şimdi ise evdeki domine renklerden biri sarı.

Dec 28

Büyük bir çoğunluğumuz her yeni yıla girerken o yılda olmasını istediğimiz şeylerin planlarını yaparız. Bayanların bu listesinde ilk sıralarda kilo vermek olur hep :) Erkeklerin ise sigara bırakmak belki? Bir ümitle, geçen yılda beceremediklerimizi başarı ile becermek, sahip olamadıklarımza sahip olmak isteriz. Benim önümüzdeki sene için olan isteklerimden birisi yeniden kendime ait bir çalışma odasına kavuşmak. Zira şu an, iş için olsun, oyun oynarken olsun günün yaklaşık 14 saatini Skype’ta birileriyle konuşarak geçiren eşimin çalışma odasında bir kenara sıkışmış durumundayım. Buna da şükür. Dünyanın bir kısmı açlıktan yıkılırken benimki de dert. Aklıma gelmişken yeni yılda böyle benim gibi şuyumda olsa, buyumda olsa gibi saçmalıklarla uğraşırken birazda yemek, su, ısı bulamayanlara da yardım etmek isteyenler olursa şuradan buyursun. En azından hala kızına, komşu teyzeye vs. hediye alacağınız kırmızı don paralarını birleştirip Afrika’da bir yerlere su kuyusu yapımına yardımcı olabilirsiniz :D

Yeni yılda fazladan odanız ve harcayacak paranız varsa kendinize ait bir oda ayarlamaya ne dersiniz? Benim şimdiye kadar yaşadığım evlerde kimisinde kıyafet + çalışma odam kimisinde çalışma + spor odam oldu. Eşim de son 4 yıldır evden çalıştığından o da hep kendi odasında mutlu mesut yaşıyor. Bu evde kendime ait sadece akan, kokan, küçücük, minicik içi dolu turşucuk bir banyom var (bkz. Londra’da yaşamanın getirileri) ama o bile sadece bana ait olduğundan beni mutlu ediyor.  Zaten iki kişiyiz bütün ev bizim diyenlerinize diyecek birşeyim yok  ama kapınızı çekip o odayı olduğu gibi bırakmak, işinizi toplamak zorunda olmadan 3 gün sonra geri döndüğünüzde kaldığınız yerden devam etmek insanı çok rahatlatan birşey bana göre. Belki ben salondaki battaniyeleri günde 5-10 kere katlayıp yerine koyup, koltuktaki yastıkları ise yarım saatten fazla bir süre için koltuktan kalktığım hemen hemen her sefer düzenli bir şekilde yerleştirmek zorunda hissettiğimdendir ama. Rahat insana hayat daha bir kolay ;)

Evin delisi ismindeki deliye bazı örnekler veresim geldi şimdi. Mesela ben kendime ait bir yerde birşeye yer belirlediysem onun yeri benden başkası tarafından değiştirilmemeli. O yüzden de paylaşımlı alanlar konusuna pek bayıldığım söylenemez. Araba yıkatmayı ne kadar araba temiz oluyor diye çok sevsem de, yıkayan kişinin koltuğumun yerini bozması beni acayip uyuz ediyor. Neyse ki arabamı kullanan başka kimse yok da yıkamadan yıkamaya geriliyorum sadece :) Başkasının yaptığı birçok işi beğenmediğimden hemen hemen her işi kendim yapıyorum. Kontrolsüz bir yaşamı sevmediğimden yurt dışında herkeslerden uzak yaşamak beni çok rahatlatıyor. Böylece misafirin geleceği zaman, dedikodu dinlemek zorunda kalmamak,  beğenmediğim ortamdan istediğimde kalkmak, beğenmediğim kişiyle bir daha görüşmemek gibi birçok şey Türkiye dışında iken kontrolum altında :) Hem planlarımı bozacak kimse de olmuyor hayatımda.  Bu da 7 yıldır okuyanlara benden bir iç dökümü olsun..

Gelelim ana konuya, kendime ait nasıl bir oda yapabilirim diye düşünenlere;

Kıyafet odası olabilir.

Hobi odası olabilir.

Oyun odası olabilir.

Sinema odası olabilir.

Kütüphane olabilir.

Ya da şöyle bir çalışma odası olabilir.

Müzik odası olabilir. Daha bir sürü başka şey de olur. Yeter ki siz isteyin ;) Umut dolu bir yıl dileklerimle.

Nov 28

Bunlar bir süredir beğendikçe kaydettiğim, gelecekte bir yerlerde uygulamak için ilham kaynağı olacağını düşündüğüm şeyler. Belki sizlere de gelecek projelerinizde ilham olur, kim bilir.

Yukarıda ki pembe dolabı Hollanda da ev eşyaları alırken çok beğenmiştim. Daha doğrusu daha büyüğünü, 10 çekmeceliydi sanırım ama çok pahalı bulduğumdan almamıştım. Hala aklımın bir koşesinde :) arada yukarılara çıkıyor ve kendini hatırlatıyor :)

Banyo konusunda çok çeşitli bir zevkim var, oldukça tutarsız :) Bir sürü banyo tasarlayasım var çeşit çeşit, renk renk, farklı farklı tarzlarda. Eşim de, ben de banyo konusunda çok takıntılıyız. Hatta eşim banyoda sauna isteme gibi boyutlar atlamış durumda :) Bu evi tutmadan önce banyosu çok güzel bir evi sırf banyosu güzel olduğu için tutacaktık ama son anda evin geri kalanına hiçbir eşyamızın sığmayacağı ve mutfağının da berbat olması gibi sebeplerden dolayı fikir değiştirdik. Hep güzel bir banyomuz olsun istemişizdir ama malum kiralık evlerde ordan oraya sürüklenmekten pek güzel banyolarımız olmadı. Sanırım en güzel banyomuz Bahamalar’da ki evimizin ebeveyn banyosuydu. Bakalım bir sonraki istediğimiz gibi olabilecek mi ?

Nov 5

Dün Regent Street’teki Anthropologie’ye gittim. Üzerinden çok geçmeden beğendiklerimi sizinle paylaşayım istedim.

Açılışı mağazanın kendi dekoruyla yapayım. Bu dikley bahçe olayı buralarda son 3-5 yıldır pek popüler. Hatta merkezde bir otelin bütün dış duvarı böyle. Hala nasıl sulandığını çözememiş olsamda bende istiyorum, bende bende şeklinde bir yaklaşımım var bunlara. Belki çok gerçekçi görünen yapay yeşillikle yapabilirim.

Yeşil başlıklı lambaya bayağı bir vuruldum. Zaten aydınlatma bağımlılığım var :) Çok odalı bir ev almam lazım ki, her odaya üçer beşer lamba koyabileyim :P

Sürahi dükkana girdiğimde ilk gözüme çarpan şeydi. Size birkaç sene önce boynuz sevdamdan bahsetmiştim. Hala o dönemi atlatabilmiş değilim. Baykuş dönemim neredeyse sona erdi mesela. Sürahinin üstüne boynuzlu gazoz kapağı açacaklarını da görünce üüüüüüüffff ne zaman birşeyler almaya başlayabileceğim yakarışlarına girdim kendi içimde. Umarım 4-5 ayı geçmez.

Harfleri her yerde, her çeşit materyalden yapılmış halini görüyoruz. Metaliydi, ahşabıydı, kumaşıydı vs. Bunlar kitaptan yapılmış. Bayağı bir orjinal göründü bana. Belki de ne zamandır kendimi ev eşyalarından uzak tutmaya çalışmamdan :) Piyasada ne var ne yok, geri kalmış olabilirim. Birde demir, harflerden kapı tokmakları vardı. Soyadınızın baş harfini alıp kapınıza takmak için güzel bir fikir.

Bunlar da böyle köpekli, mutfak havlusu tutacakları :)

Oct 21

Bir aydan fazladır masamdaki bu iki lambanın hikayesini yazacağım, yine fotoğraf çekmeye üşen, koştur dur, vakit bulama vs. gibi sebeplerden dolayı uzadıkça uzadı. Buralarda hava erkenden kararmaya başladı yine. Işık olsunda fotoğraf güzel çıksın olayından geçeli çok oldu zaten :D

Görmüş olduğunuz siyah lambayı Mayıs ayında Made.com dan almıştım. Made güzel şeyleri uygun fiyata satan bir firma, ismine alışveriş yapana kadar hiç anlam yüklememiştim. Lambayı alıp, ödemesini yaptıktan sonra 12 hafta gibi bir zamanda yapılıp bana gönderileceği bilgisini gönderdiler :) O zaman made olayı konusunda kafamın üstünde bir ampul yandı. Onun öncesinde lambanın bilgilerinde kargo süresi 7 hafta yazıyordu ama ben alıcıların gözü yolda kalmasın diye öyle yazmışlardır, 2-3 haftada gelir diyerekten kandırmıştım kendimi. Arada sırada lambanızın yapımı bittiğinde size haber vereceğiz, İngiltere’ye girdiğinde haber vereceğiz vs. gibilerinden mailler attılar, habersiz bırakmadılar sağolsunlar.

Ben lambayı okuluma yeniden başlayıp dizi dizi çizimler yapmak için almıştım halbuki. 3 ay bekleme gibi bir durumum yoktu. Sonuç olarak Ebay’de lamba kovalamaya başladım. Şurada seneler önce Anglepoise lamba konusunda birşeyler yazmıştım, benzerini almıştım o zaman.Bahamalara taşınırken masa lambalarım hep 0.99 dan satılmıştı ebay de. Öyle birşeyler bulsam da öteki gelene kadar idare etsem diye aramaya koyulmuşken orjinal bir Herbert Terry Anglepoise’e 20 Pound maksimum teklif verirken buldum kendimi :D Sonuç olarak 17 Pound a bana kaldı, kalkıp biraz zıpladım, hopladım,  pek bir sevindim. Gelir gelmez ne kadar kullanışlı olduğunu ve çakması ve gerçeği arasında nasıl dağlar kadar fark olduğunu anladım.

4 ay sonunda Made den aldığım lambam da geldi :) Onu da çok sevdim tip olarak, ama çizim için tasarlanmadığı her halinden belli, kalas gibi bir lamba kendisi. Beyaz olan çok kolay kıvrılıp bükülüyor, çok hafif, ışığı tepesindeki küçük bir düğmeden açıp, kapatabiliyorsunuz. Öteki lambalarda taa arkalara uzanıp, kablonun üzerindeki butonu kullanmanız gerekiyor. Nitekim sonuç olarak gördüğünüz gibi ikisini birden kullanıyorum.

Neyse hazır çalışma mekanımı göstermişken masamın da hikayesini anlatayım. Masanın üst kısmını Ikea’dan, ayaklarını ise Ebay’den almıştım. Masanın üstünü 3-4 senedir bu iş için sakladığım çizgi romanlarla kaplayacaktım ama sonra bazı sebeplerden ötürü vazgeçtim. Başka başka fikirler buldum masanın üstünü boyamak için ama vize durumumuz belli olana kadar hiçbirşeye emek harcamak istemiyorum açıkçası. Şimdilik böyle. Masamın ayakları bu oda da biraz karambole gidiyor, sandalyem deseniz bir önceki evin yatak odasından geldi. Bu evde yer yok diye yeni sandalye almak istemedim, çok takılınca belimi ağrıtıyor. Bilgisayarda 2-3 ayda bir kullanmak üzere orada yer kaplıyor. Zira kendisi sadece oyun oynamak için :D Ben normalde laptop insanıyımdır ama evde fazla bilgisayar olunca eşim kenarda duracağına sen arada oyun oynarsın diyerekten bunu buraya konuşlandırdı :) Böyle klavyeyi kaldır, çizim yap, çizim tahtasını kaldır, başka birşey yap modunda evire çevire kullanıyorum işte.  Bir yerleşsem de adam gibi herşey yerli yerinde olsa..

« Previous Entries Next Entries »